28 Ekim 2007 Pazar
Evde tek başına
Evde tek başına Şimdiye kadar Aylin Aslım, Koray Candemir, Demir Demirkan, Öztürk gibi isimlerle çalışan Hayko Cepkin, ilk albümü Sakin Olmam Lazım'ı yayınladı. Albümde rock, elektronik müzik ve arabesk içi içe "Kış gelecek, yağmur yağacak, hava kararacak, insanlar denize girmeyecekler, mayolu kızlara bakmayacaklar, o zaman bizim devrimiz gelecek," diyor Hayko Cepkin. 'Ev yapımı' ilk albümü Sakin Olmam Lazım'ın ciddi bir gerilim barındırması bu sözlere sebep. Yani kendisinin de söylediği gibi, bir yaz albümü değil bu. Tabii müziği, mevsimlerle ilişkilendirmeyenlerdenseniz başka. Yağmur yağmadan da rahatlıkla dinleyebilirsiniz. Daha önce Demir Demirkan, Koray Candemir, Öztürk, Aylin Aslım gibi isimlerle çalışan, Murathan Mungan'ın Söz Vermiş Şarkılar albümündeki Kimdi Giden Kimdi Kalan şarkısının düzenlemesini yapan 27 yaşındaki Cepkin, beş senedir odasında yaptığı kayıtları her şeyiyle hazır olarak EMI'a getirmiş. Geriye sadece mix'ler kalmış, o da beş gün içinde yapılmış. Elektronik müzik, rock ve arabeski bir arada duyabileceğiniz Sakin Olmam Lazım'ı "Sinirli bir bünyeye sahip olmanın verdiği bir sükûnet arama," olarak tanımlıyor Cepkin. Sakin olabilmiş mi? Henüz değil. Albümün 'ev yapımı'. Söz, müzik, düzenlemeler sana ait. Bütün kayıtları odanda yapmışsın. Evet, hatta odamın fotoğrafı kartonette var. Kurtuluş'taki aile evi, anne babayla oturduğum ev. Oda benim kalem şeklinde. Zor olmadı mı? Kayıtları günün hangi saatinde yapıyordun? Öğlen 2'de başlıyordum mesela, akşam 11'e kadar devam ediyordum. Komşular tak taklamadı mı hiç? Önce tak takladı, sonra tartakladı. Ama sonra Demir'le (Demirkan), Aylin'le (Aslım) üç-beş televizyonda görünce "Çocuk galiba bir şey olacak," demeye başladılar. Ondan sonra bir şey denmemeye başladı. Sadece "Abi artık bu şarkıların üzerinde çok duruyorsun, başka şarkıya geç," yorumları oldu mesela, yukardaki Bekir'den. Albüm çıkınca da şey dedi, "Abi yeni şarkı var mı?" Her şeyi kendi başına yapmak daha mı zor, daha mı kolay? Benim için daha kolay. Ben pek grup müziği taraftarı değilim. Biraz daha kişisel bakıyorum. Neden? "Yapabilirim," demek için mi? Yok 'yapabilirim'den çok, hani bir duyguyla yapıyorsun ya bazı şeyleri, o duyguyu pek paylaşmak istemiyorum, müzik yaparken. Aslında bir albüm çıkarmak için kayıt yapmaya başlamadım ben. Beş yıldır evde takılıyordum zaten. Kendim için hazırladım. Ama kendim için de bir yere kadar. Zaten insanlar albümü odalarında tek başına dinlesinler diyorum. Beş kişi, arkadaşlarla eğlenirken albümü koyalım, alttan tıs tıs çalsın, derlerse çok sinir bozar. Çünkü akorlar falan gergin. Evet, albümün pesimist bir tarafı var. Adı da bir ipucu veriyor zaten. Aslında bizde neşeli işler daha çok sevilir. Tabii, tabii. Hele ki yaz şimdi. Senin için bu bir risk mi? Hayır, değil. Benim içimden böyle geliyor. Diğer türlüsü yapabileceğim bir şey değil. Şöyle söyleyeyim; bir ara Moğollar'ın teknisyenliğini yapıyordum, altı-yedi sene evvel. Sahnede soundcheck'ler sırasında ben çalıyordum piyanoyu. Cahit Abi sazı akort ediyordu, benim de klasik müzik eğitimim var, barok çalıyordum devamlı. Ve barokun bayağı progresif, karışık şeylerini çalıyorum. Cahit Abi sazı akort ederken birden "Aaah yeter be! Bir tane mutlu akor bas ulan," diye sazı bırakıp içeri gitti. Aslında burada tezat bir durum da var. Sen hep neşeli, canlı görünüyorsun. Bence çok neşeli, komik, hiperaktif görünen insanlar, odalarında yalnız kaldığında, başları öndedir, düşünen adamlardır. Kemal Sunal da öyle bir adamdı bence. Benim için idol adamlardan biri. Bir gün, bir yere gidiyordu, gayet şıktı her zamanki gibi. Birileri arkasından 'Şaban' diye bağırıyordu. Sinir olmuştum. O sadece filmdeki karakter çünkü. Bayağı arabesk bir vokalin var. Arabeske ilgin var mı? Varmış, onu bilmiyordum. Burada çıktı. Ben Ağır Roman'ın hastasıyım. Filmine de taparım, müziklerine de. Klavye çaldığım için elektronik bir altyapı çıkıyor ortaya. Demir'le, Koray'la çalıp rock altyapısı altına klavye çaldığım için de klavyeyi rock kültürüyle çalmaya başladım. Parçaların üstüne vokal yerleştirme zamanı geldiğinde de arabesk bir şey çıktı. Dinler misin arabesk müzik? Yani hiç öyle oturup da 'Allah'ım Allah'ım,' diye dinlediğim bir şey yok. Ama Ağır Roman'ı dinlerim. Sözlerde de arabesk var. Tabii tabii. Aslında albüm direkt arabeskin yandan yemişi, rock müziği de sıyırtmış ama elektronik altyapıdan da emmiş bir tür. Ne tür bu? Türü bozuk. Çıkış parçan Yarası Saklı'nın klibinde ay kurgusu yaratılmış. Evet, Levent Ayaşlı tarafından Kilyos taş ocaklarında çekildi. Kimden çıktı fikir? Ondan. Kendisi albümü dinledi. Dedi ki "Güzel, rock, soft, falan." Dedim "Abi onlar soft değil, onlar gayet şiddetli. Sahnede bayağı böğürtülü." "Anlayamıyorum anlattığın şeyleri," dedi. Konser olmadığı için o sırada, provaya geldi. Şarkıların albümle hiç alakası olmadığını görünce, "Oğlum niye bunları böyle kaydettiniz?" dedi. Çünkü albümde hiçbir şey canlı değil. Her şeyi sampling sistemle yaptım. İşin içine canlı enstrümanlar girince, her şey değişiyor. Diyorlar "Albüm niye böyle, konser niye böyle?", "Klipte, hayvan gibi söylüyor gözüküyorsun ama albümde leblebi gibi çıkıyor sesin." Ulan komşu var işte, komşu. Evin içinde, elimizde mikrofon, kaydettik.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder